30 Aralık 2010

Yeni Yılınız Kutlu Olsun :)


Yılın en mutlu olduğum zamanı da geldi çattı işte.. Doğum günümde bile bu kadar sevindirik olmuyorum inanın sevgülü okuyucularım..

"Nedir bu yersiz sevincin nedeni?" diye sorarsanız kesin bir şey söyleyemem.. Ama bildiğim bir şey var ki, o da şu ağaç süsleme işini çok sevdiğim.. Birkaç yıl önce almıştım bu ağacı ve süslerini, helal valla iyi dayandılar.. Annem ısrarla kimseye sormadan ona göre çer çöp olan şeyleri atsa da bunu saklıyor ne hikmetse.. Ya onun da hoşuna gidiyor ya da benim çığırmalarımdan tırsıyor, bilemiyiciğim..

Bugün çıkardım sakladığımız yerden, başladım süslemeye.. Aneeemm nasıl heyecanlandım ama.. Bitirdiğimde kar spreyiyle de şöyle bi üzerinden geçtim ve ışıklarını da yakınca ta ta ta taaaammm...... Süper oldu.. Işıkları kapatıp onu izliyorum.. hehe çok zevkli yahu..

Çektiğim fotoğraf pek iyi değil ama naparsın cep telefonuyla ancak bu kaa olüyür..




Küçücük, eciş bücüş bişey ama olsun işimi görüyo ya önemli olan o.. Zaten şöminemiz neyin de yok ki Noel Baba gelsin de devasa ağacımızın altına hediye paketleri döşesin.. Bu iyidir iyi..

Hepinize sağlık, mutluluk, para (şöyle en gıcırından) dolu ve bütün dileklerinizin şıppadanak gerçekleştiği bir yıl dilerim..

Efendim? Hee So Ji Sub'cum da kutluyomuş yeni yılınızı.. Düşünceli adam canım!

video

Çok sevdiğim bir videoyla sizleri yalnız bırakıyor ve gidiyorum efenim..

25 Aralık 2010

Sungkyunkwan Skandalı

Uzun bir aradan sonra(vize talihsizliği!) tekrar bir Kore dizisiyle karşınızdayım efenim..

Vizeler bitti geçtim yine bilgisayarın başına, başladım dizi koleksiyonumdan izlemediğim dizilere göz gezdirmeye.. Yaklaşık 10-12 kadar dizi melül melül onları izlemem için bakarken gözüm bu diziye takıldı.. Bloglardan ve Kore ile ilgili sitelerden dizi hakkında epey güzel yorumlar okuyunca, ki okuduğuma göre bünyelerde Coffee Prince etkisi oluşturmuş.. "Dizi bittikten sonra başka bir diziye başlayamama, uzun günler veya haftalar boyunca suratında şapşal bir gülümsemeyle dolaşma, müziklerini döndür döndüre dinleme, hakkında birçok haber okuma ve fotoğrafları bilgisayarını isyan ettirecek derecede arşivleme..." gibi birçok etkileri mevcuttur.. E tabi ben Coffee Prince adını okuyunca hiç durur muyum? Elbette ki hayır.. Hemen açıp izlemeye başladım..


Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; hikayemiz 1700'lü yıllarda yani krallığın hüküm sürdüğü yıllarda geçmektedir.. Sungkyunkwan adında bir okul vardır ve devlet adamları yetiştirmektedir.. O dönemlerde kızların okula gitmesi yasak olduğundan esas kızımız Kim Yoon Hee, oldukça bilgili ve zeki olmasına rağmen mecburi olarak para karşılığı kitaplar çevirmekte ve annesi ve hasta kardeşine bakmaktadır.. İşinde sorun çıkmaması için de erkek kılığında dolanmaktadır.. Bir gün 3. Başbakan'ın oğlu Lee Seon Joon'la karşılaşır ve onun sayesinde Sungkyunkwan'ın sınavlarına girer ve kazanır.. Daha sonra da Lee Seon Joon'la birlikte aynı odayı paylaşırlar ve olaylar gelişmeye başlar malumunuz üzere..

Yukarıdaki açıklamanın pek iyi olmadığının farkındayım ama çok da uzatmak istemedim açıkçası.. Neyse anladınız siz anladınız hehe..

Gelelim kısaca karakter tanıtımına..

Kim Yun Hee - Park Min-Yeong



Kardeşi Kim Yun Shik'in adını kullanarak okula girer.. Sessiz sakin biridir.. Güzel görünümü yüzünden okuldakiler ona "hoş yüzlü" demektedir.. Daha sonra "Deamul" adını alacaktır ama nedenini söylemeyeyim, izlemeyenlere sürpriz olsun.. (ne sürpriz ne sürpriz.. aman küçük dilinizi yutmayın hahahayyy)

Tabi ki de beklendiği üzre Lee Seon Jun'a aşık olacaktır.. Benim içim yandı tabi orada gül gibi Moon Jae Shin varken ama neyse.. Nasılsa o benim! hıhahahahahahahhhhhaaaaaaa(kötü adam gülüşü)





Lee Seon-Jun - Micky Yoochun




Oldukça soğuk, düşünceleri ve ideallerinden taviz vermeyen, adaletli, nadir gülümseyen, kimseyle doğru dürüst konuşmayan, kitap okumaktan başka bir şey bilmeyen, sıkıcı bir tiptir..

İlk başlarda tatlı biri gibi görünse de gözüme, sonra sonra itici gelmeye başladı.. Bunun sebebi adamın katı duruşu da olabilir, benim Moon Jae Shin'in tarafını tuttuğum için de olabilir, bilemiyorum.. Her iki durumda da hoşlanmadım senden Lee Seon Jun.. Te okaa..






Gu Yong-Ha - Song Joong-Ki

Dörtlünün içinde en eğlenceli olanı.. Beni en çok güldüren karakterdir kendileri.. Ayrıca grubun kazanovası.. Kadınlarla arası fazla iyidir.. Hatta takma adı "Yeorim"dir.. Yeo-kadın, Rim-çok hahahah.....


Kıyafetlerine çok önem verir.. Hatta öğrencilerle aynı giyindiğini göremezsiniz.. Söz konusu kıyafetleri olunca fazlaca titiz biridir.. Günümüzde yaşasaydı muhtemelen çok iyi bir modacı olurdunun sinyallerini de son bölümde vermiştir.. Ayrıca en önemli aksesuarı elinden hiç düşürmediği yelpazesidir..


En zor durumda bile paçayı kurtarıyordu cin akıllı.. Kim Yun Hee'nin kız olduğunu en baştan anlayacak kadar da kurnazdı aynı zamanda.. Her tarafta gözü vardı mübareğin.. Bilmediği hiçbir şey yoktu..


Bir de biri bir şey dedi mi, şöyle bi gerinerek "Ben Gu Yong Ha'yım.. Gu Yong Ha"dediğinde aklıma hep Gossip Girl'deki Chuck Bass geliyordu.. Hani onun da meşhur "Because I'm Chuck Bass" lafı vardır.. İkisinde de aynı özgüveni aynı kendini beğenmişliği bariz görüyorsunuz..


Moon Jae-Shin - Yu Ah-In

İşte beni benden alan asabi yarim hahhhaahahha..... Hatta şuan ilham geldi, bir şiir yaziciğim onun için:

Saçlarını savurursun rüzgara
Daldırırsın beni efkardan efkara
Yiğidim bidenem neylersin
Neylersen güzel eylersin ay balam!

Tamam evet berbat ama olsun içimden geldi.. Neyse konumuza dönelim, bu kadar aşk rüzgarı yeter...

Moon Jae Shin nam-ı diğer "Çılgın At", 3 yıldır Sungkyunkwan öğrencisidir.. Derslerle alakası yoktur.. Okula giriş amacı farklıdır, sonradan anlaşılır.. Okuldaki öğrenciler feci tırsmaktadır kendisinden.. Valla pis döver adamı.. Dövdü de yani, gördüm.. Ayy uçtum iyice saçmalıyorum..

Hırpani bir görünümü vardır.. Ki ben bayılırım böyle tiplere.. Salına salına yürür, içkisi elinden düşmez.. Millete alttan alttan bakar falan.. Kadınlara karşı zaafı vardır.. Ya da tik diyelim.. Şöyle ki kadınlar oldu mu etrafında hıçkırmaya başlıyordu.. Gu Yong Ha az üstüne gitmemişti bu hıçkırmaları yüzünden.. Ne çok gülmüştüm o sahnelerde..

Neyse bu asabi, kimseyi düşünmeyen insan, Lee Seon Jun ve Kim Yun Hee ile oda arkadaşı olunca eski huylarından yavaş yavaş kopmaya başlar.. Pek bir yardımsever, pek bir şirin olur.. Oyiii....

Ben bu çocukta geleceğin So Ji Sub'unu görüyorum.. Demedi demeyin.. Sinirlendiğinde, ağladığında, birini dövmeye hazırlandığındaki o mimiklerinde falan hep So Ji Sub geldi aklıma.. Bu kadar benzerlik de pes doğrusu.. Bilmesem akraba sanacağım.. Gerçi bilmiyorum belki de akrabadırlar.. Bu Koreliler'in çoğu birbiriyle akrabaymış çünkü.. Ay ne bilem yahu.. Çıkamadım işin içinden..

Seni çok sevdim Moon Jae Shin çocuk.. O Kim Yu Hee bilemedi senin kıymetini, gitti buzdolabı kılıklıya aşık oldu ama olsun hepsi geçici ben kalıcıyım unutma.. Adresimi biliyosun, hadi öptüm..


Aşağıdaki bilgiler spoiler niteliğinde olacaktır, uyarımı yapayım..


Küçük küçük notlar:

* Rektör ve Gu Yong Ha'nın sahneleri çok komikti yahu.. Adam ne yaptığının farkında mıydı bilmem ama resmen çocuğu ayak üstü taciz ediyordu..


 * Gu Yong Ha'nın üniformalara karşı olduğunu, zevksiz bulduğunu söylemesi.. "İnsanları böyle kalıplara sokup da nasıl iyi birer devlet adamı olmalarını beklerler ki?" gibisinden bir şeyler söylemesi.. Kral'ın yanına gittiklerinde onun da üniforma giymesi.. Kim Yun Hee'nin "hani böyle şeyler giyemezdin sen?" demesiyle, meşhur hareketi olan, ellerini iki yana açıp dönerek kızın karşısında durması ve kıyafetin altındaki renkli tülleri göstermesi.. Sonuç: Gu yong Ha değişmez! hahahahh...

* Moon Jae Shin diyor ve çekiliyorum.....



Ah o dudaklar ahhh..... Anasının karnında biraz daha kalaymış sırf dudak olarak doğacakmış.. Yirim..

* Gu Yong Ha'nın gizli bir görev için kılık değiştirmesi gerekmektedir.. Tabi dikkat çekmeyecek bir şeyler olmalıdır.. Kıyafeti verirler ve giyer.. Kim Yun Hee'ye yakınarak; "beyaz tenli olduğum için siyah bana yakışmıyor.. Şu halime bak Azrail'e benzedim" demesi..


* Yatak sahneleri en çok eğlendiğim sahnelerden biriydi.. Bir bölümde Lee Seon Jun'la Moon Jae Shin, Kim Yun Hee'nin hangi tarafta yatacağını tartışır ve kıç kıça bi mücadele başlar.. O anda Kim Yun Hee girer içeri ve Moon Jae Shin sorar ne tarafta yatmak istediğini, bu sırada da Lee Seon Jun kaş-göz yapar kıza yanıma geç diye.. Tam o anda Gu Yong Ha girer içeri, çok korkmuştur.. "Duydunuz mu sesi? Gumiho'ydu o Gumiho!" diye ve kıvrılır ortalarına.. Kim Yun Hee de Gu Yong Ha'nın odasına gider ve böylece kavga biter..

Bir diğer yatak sahnesinde de, Moon Jae Shin Kim yun Hee'nin kız olduğunu öğrenmiştir ve yatarken çok rahatsızdır.. Kim Yun Hee gayet rahat bir şekilde ordan oraya dönerek yatarken, Moon Jae Shin de sırf kız buna değmesin diye nefret ettiği Noronlar'dan biri olan Lee Seon Jun'a yapışır.. ahhahahh..... Son durumları şöyledir:


* Kim Yun Hee'nin sabah el-yüz-ayak yıkamaya öğrencilerle birlikte çıkıp Banu Alkan pozları kesmesi şahaneydi doğrusu.. Hem kız olduğunu belli etme hem de sütun gibi bacakları ortalığa saç..


* Sungkyunkwan dörtlüsü Gisaeng'ler(fahişeler) tarafından "iç akıtan takım" olarak adlandırılmışlardır.. Adı üzerinde bütün kadınların içi gitmektedir onlara..


Buraya kadar her şey normal de ben, bunlar çarşıda yürürken kadınların arasında erkeklerin de hayran hayran bakmalarına anlam veremedim.. Hele ki bir amcamın resmen ağzının suyu akıyordu..


Sana noluyor amcam? Gözlere bak gözlere.. Fıldır fıldır maşallah..

* Lee Seon Jun'un babasının ölü balık bakışları beni benden aldı hakikaten.. Babaya bakınca oğlunun neden bu kadar ruhsuz olduğunu anlayabiliyor insan.. Hatta Lee Seon Jun yine de arada bi gülüyordu.. Bu adamın yanak kasları mimik yapmamaktan erimiş..


* Gu Yong Ha'nın birbirinden sempatik mimikleri diziyi daha da eğlenceli kılıyordu kesinlikle..







* Kızıl Elçi'nin robot resmi çizilmiş ve her yere asılmıştır.. Gayet normal dimi bunu yapmaları? Yani sonuçta adamı yakalamak istiyorlar.. İstiyorlar da bu resimle ne kadar ilerleyebilirsiniz a benim güzel evlatlarım?


Zaytung'un "Çinliler robot resim uygulamasından vazgeçtiler" adlı kofti haberinde Çinli emniyet müdürünün dediği gibi: "Aynı bana benziyor, onu geç aynı babama dayıma benziyor."

Çok ayırt edici bir özellikmiş gibi sadece gözlerden adamı tanıyacaklar.. Peh!

* Ay bunu sona sakladım.. Hem bayağı eğlendiğim bir sahneydi hem de serserim, karizmatiğimle kapanışı yapayım istedim..

Kızıl Elçi bitmiş şimdi de Mavi Elçi baş göstermiştir.. Etrafa mavi kağıtla bildiriler dağıtmaktadır.. Derken bir kovalama sahnesi görünür.. Moon Jae Shin Mavi Elçi'yi yakalamaya çalışmaktadır.. Ve sonunda yakalar.. Tutup Kral'ın adamlarına teslim edeceğine, elçinin dağıttığı bir bildiriyi tutup gösterir ve: "Berbat yazmışsın.. Sürekli böyle yazarsan, alışkanlık olur.." der ve kağıdın üzerine yaptığı düzeltmeleri gösterir.. Sonra da elçiyi geri bırakır.. hahahahhhhh......


***

Sonuç olarak gayet güzel, eğlenceli, sempatik bir dizi izlemiş oldum.. Bu dizi için senaristler Boys Over Flowers ve You're Beautiful'un karşımı demişler.. You're Beautiful'u henüz izlemedim ama BOF'u izleyen biri olarak evet yer yer benzeyen noktaları vardı diyebilirim.. İlişki durumları açısından özellikle de.. BOF'u sevenler bunu da severler derim ben.. Bilmiyorum lafım birilerine gidiyor mu? :)))

Bayağıdır yazı yazmadığım için abartıp, vurdum dibine dibine.. Buraya kadar sabredip de okuyabilenlere teşekkürlerimi sunuyorum efenim..

Esen kalınız.. (Zeki Müren kapanışı)

25 Kasım 2010

Yeni Sezon Yeni Korkular..


Evet klasik bir "aneem vizeler başlıyo ya ne etcem ben şimdi?" sendromuyla karşınızdayım dostlar.. Haftaya sınavlarım bir bir baş gösterecek ve ben defter namına bir şeyin yüzünü açmış, kalem tutmuş, kıçımı koltuktan kaldırmış değilim..

Şu anda da her yeri sıçtın mavisi kaplamış durumda.. Hayır çalışmaya heves de yok.. Napsam ki? Bıraksam mı okulu aceba? (her sınav dönemi söylenen veya içten geçirilen cümle)

Üç buçuk atıyorum, tırsıyorum, yusuf yusufum... Başka bu duruma uyan kelime var mıydı bilmiyorum ama hepsi kabulümdür.. :S

Yok yok çalişiciğim ve atlaticiğim bu zor günleri.. İvit.. Fighting!!!

Kendi kendine gaz vermek ama bir işe yaramamak.. :(

16 Kasım 2010

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun!


Biraz geç de olsa kurban bayramınızı kutlarım efenim.. Benim gibi içinde bayram ruhu olmayıp da, evde miskin miskin yatanların dışındakilere bol muhabbetli, harçlıklı, şekerli şukullu bayramlar dilerim..

7 Kasım 2010

Coffee Prince - Kahve Kokuları İçinde Aşka Davet


Aşkın cinsiyeti yoktur.. Hep buna inanmışımdır..

Bu yüzden eşcinsel ilişkiler beni hiçbir zaman rahatsız etmemiştir.. Çünkü bunun doğal olduğunu bilirim.. Söz konusu aşk olunca karşındakinin ırkının, renginin, dininin bir önemi olmadığını bildiğim gibi..

Şimdi ne oldu bu kıza diyeceksiniz.. Canım her zaman da geyik yapılmaz ki! Bu sefer canım damar mevzulara giriş yapmak istedi.. hıh..

Yazdıklarımın konuyla alakasına gelince.. Evet yine izlediğim ve çok beğendiğim bir Kore dizisiyle karşınızdayım dostlar..

Bu sefer ki izlediğim dizi, diğer dizilerden daha cüretkar, daha naif, daha sempatik.. 2007 yapımı, Coffee Prince ya da The 1st Shop of Coffee Prince adlı 17 bölümlük şahaneler şahanesi..

Şu ana kadar izlediğim Türk, Amerikan veya Kore dizilerinden şöyle Top 10 listesi yapsam, bu dizi çok rahat ilk 5'e girer.. Hatta dur yapayım..

1- Çemberimde Gül Oya
2- Bir İstanbul Masalı
3- Lost
4- Coffee Prince
5- İkinci Bahar
6- A Love To Kill
7- Ezel -devam ediyor hala ama olsun-
8- That 70's Show
9- How I Met Your Mother -devam ediyür-
10- Elveda Rumeli

Evet gördüğünüz üzre ilk 5'e 4. sıradan giriş yaptı kendileri..

Aslında ben bu dizinin bir videosunu internette görmüş, daha doğrusu rast gelmiş, arkadaşımla beraber "neymiş ki bu?" diye bakmıştık.. O video da bu kızla esas oğlanın öpüştüğü sahneydi.. Aslında eşcinsel ilişkilere açık biri olsam da gözlerim henüz onların yakınlaşma sahnelerine hazır olmadığından olsa gerek, ben bir tiksindim.. Dedim "len bunlar iki erkek mi öpüşüyor?".. Daha ozamanlar Düşlerimin Prensi'ni de izlemediğimden kızı tanıyamamıştım.. Tabi kız olduğunu anladım sonradan ama yine de soğudum daha ısınamadan -o ne demekse artık-.. Her neyse o günden beri de bu diziye karşı bir antipatim vardı..

Daha sonra internette hakkında birçok olumlu yorum okuyunca dayanamadım indirdim.. İndirdim ama bilgisayarımın bir köşesinde öylece kaldı.. İçimden gelmiyordu izlemek.. Nolduysa artık, böyle bir hal geldi bana, izleyeyim hadi dedim.. Ben böyle pervasızca yaklaştım diziye ama nerden bilebilirdim ruh halimle bu kadar davetsizce ve umursamazca oynayacağını.. Peh pehh laflara bak.. Artık nasıl etkilemişse beni bu dizi..

"Nedir bu diziyi bu kadar sevmene sebep?" diye soracak olursanız, çok şey söylerim.. Başroldeki abinin birbirinden şirin ve aşık halleri, gülüşü, bakışı, dizideki her karakterin kendilerine göre sempatik durumları, kimsenin birbirinin arkasından dolap çevirecek kadar kötü olmaması, kahvelerin tadlarını bilmesem de görüntüleriyle beni mest etmeleri, birbirinden şahane müzikleri... diye uzar gider bu liste.. En iyisi ben konuya hafiften bir giriş yapayım..



Go Eun Chan kız kardeşi ve annesiyle yaşayan 24 yaşında bir kızdır.. Babası uzun zaman önce öldüğü için bütün yük bu kızcağızın omzuna yüklenmiştir.. Küçüklüğünden beri bir erkek gibi büyütüldüğü için hayatında topuklu ayakkabı, uzun saç, makyaj nedir bilmeden büyümüştür.. Çalıştığı işlerde de erkek gibi görünmesi onun işine gelmektedir.. Bir gün Choi Han Kyul'la kesişir yolları.. Zengin olduğunu söylememe gerek yok sanırım.. Bu abi Amerika'dan babaannesinin zoruyla yeni dönmüştür ve yine babaannesinin zoruyla görücü usulü randevulara gitmektedir.. Tabi ki de bundan hiç mi hiç hoşlanmaz.. Ve Eun Chan'dan -ki erkek zanneder kendisini- para karşılığı sevgilisini oynamasını ister, bu sayede randevulardan paçayı sıyıracaktır.. Eun Chan da kabul eder, malum paraya ihtiyacı vardır.. Derken babaannesi Amerika'ya dönmesini tek bir şartla kabul edeceğini söyler: Şirketin bünyesinde bulunan kahve dükkanı -ki kahve dükkanından çok her şeye benziyordur-  için verdiği parayı 3 ay içinde 3 katına çıkarması gerekmektedir.. Ve abimiz eli mahkum kabul eder.. Tabi işe alacağı ilk kişi de Eun Chan olur.. Sonrasında ise eğlenceli, sevimli, heyecanlı olaylar gelişmeye başlar..

Gelelim karakter tanıtımına......

Yoon Eun Hye = Go Eun Chan 

Ben bu kızı ilk "Düşlerimin Prensi"nde izlemiştim..Oradaki rolü yüzünden bayağı bir uyuz olmuştum kıza.. Böyle erkeğin peşinden koşan, her türlü saçma-salak duruma düşen, sümsük, ağlak bir tipti.. Hiç gelemem böyle tiplere.. Mesela Playful Kiss'deki kız da öyle. Ona da gıcık oldum.. Gıcık oluyorum ama izliyorum ne iş ben de anlamadım..

Her neyse ben diziye döneyim en iyisi.. Eun Chan babasını kaybetmesine ve aslında hayatını en güzel yaşayacağı yaşlarda iş-güçle boğulmuş biri olmasına rağmen, çok güçlü bir kızdır.. Her şeyini kendi başına halleder.. Evine bakan, tabiri caizse evin erkeği odur..Tip olarak da bakarsak evet evin erkeği odur hehe..

Hatta kendisini Han Kyul şöyle tarif eder babaannesi ve annesine, bir yandan da kızın saçını küçük bir çocuk gibi okşayarak : "İlk başta onu pek fazla çözemedim. Ama zamanla ona bakınca, çok tatlı olduğunu keşfettim. Harika bir kişiliğe sahip ve gerçekten çok sevimli. Ağlamayı seviyor ve biraz da asabi."  Komik bir sahneydi hey gidi heyyy ehehe... Kırmızı yazdığım yer Han Kyul'ün sözlerine katıldığım yerdir.. Evet bu kıza bir şey deme hemen gözleri doluyor, sesini biraz yükseltince de başlıyor ağlamaya suratı pancar gibi oluyor, bi de bağırıyor olur olmaz şeylere falan.. Heyecanlı bir genç işte anacım..

Bu kızla ilgili en sevdiğim şey, beni ekran karşısında sinir edecek triplere girmemiş olmasıydı.. Yani aşıksa söyledi, ağladı zırladı, hata yaptığında özürünü diledi, zorluklar karşısında çırpındı, gerektiğinde gıcıklığını da yaptı, yani normal bir insan evladı gibi davrandı.. Hani çoğu dizide klasik olan o tavır yapıp 3 bölüm konuşmama, kavga sırasında söylemesi gereken şeyleri söylemeyip gurur yapıp ortamı terk etme, izlerken seni de fitil etme gibi saçmalıkları yoktu..

Yani uzun lafın kısası benim bu kıza kanım kaynadı arkadaş..

Gong Yoo = Choi Han Kyul

İşte dizinin beyaz atlı prensi! Tamam abarttım ama ona yakın diyebiliriz.. Yani herkes kadar kusurlu aslında ama o kadar sevimli halleri var ki dizide, ister istemez izleyen herkes böyle düşünüyordur.. Ki düşünmüşlerdir de.. Olmadı şu saatten sonra azcık düşünüversinler canım aaaa..

Neyse konu sapıtmasın devam ediyorum.. Choi Han Kyul, hayatı boyunca baba parası yeyip gezen, geleceği hakkında pek de kafa yormayan biri.. 30 yaşına basmasına az bi vakit kalmasına rağmen hala aklı bir karış havada.. Pek olgun olduğunu söyleyemeyeceğim.. Yani çocuksu yanı fazlaca.. Kafeyi işletmeye ve bu işi hakkıyla yerine getirmeye başlayınca, hayatında ilk defa bir şeyleri başarabildiğini görür.. Oldukça da hoşuna gider..

Fazla ayrıntıya girmek istemiyorum izlemeyenler için ama yani şimdi bu abinin de birbirinden tatlı hallerini anlatamamak ziyadesiyle üzüyor beni efenim..

Çok da konuya girmeden birkaç şey söylemeliyim ama.. Mesela abinin süper oyunculuğuyla ilgili bir iki kelam etmezsem ayıp olur.. Beni ekran karşısında bu denli etkileyen nadir oyunculardandır kendisi.. Karakterin hissettiklerini, sarfettiği cümleleri anlayabilen ve seyirciye doğrudan aktarabilen biri.. Mesela arabasında salya sümük ağladığı bir sahne var.. Kamera arkasını izledim sonradan, çekim bitmesine rağmen hala ağlıyordu.. Artık kendini nasıl kaptırmışsa.. Ki kendi de söylüyordu, tutamadım kendimi bebek gibi ağladım diye.. Dediğim gibi etkileyici bir oyunculuğa sahip.. Aşık bir insan nasıl mı bakar sevdiceğine? Cevabı bu abide.. O baktı ben eridim.. O güldü ben sırıttım falan.. Bir de böyle şabalak halleri vardı.. Az kahkaha atmadım sayesinde.. Daha iyi yerlere gelmeyi hakediyor kesinlikle..

Kendisinden bir adet istiyorum.. Ama Choi Han Kyul olarak.. Evet şartım da var nolmuş? Diğer türlü de gelirse sempatikliğinin hatrına kabul edebilirim hehe..

Sevimli Çift: Choi Han Seong ve Han Yoo Joo


Bana göre dizinin en sevimli, en şirin adamı Han Seong'du.. Han Kyul'ün kuzeni ve müzisyen.. Ben bu adam kadar sevdiceğinin her bir haltına göz yuman birini daha görmedim.. Bir insan hiç mi kapris, trip yapmaz arkadaş.. Kız seni terketmiş başka biri için, yetmemiş sana geri dönmüş, ya atsana bir iki tokat! Olmadı laf sok falan.. Yok yapmadı hiçbirini.. Olaylar karşısında o kadar soğukkanlıydı ki imrendim bir yandan da adama..

Bu adamı ve sevgilisini izledikçe 9 yıllık bir ilişkinin aslında sıkıcı bişey olmadığını gördüm.. Çünkü uzun süreli ilişkiler hep bana fazla zorlama gelmiştir.. Ne bileyim çok sıkıcı bulmuşumdur.. Hep aynı adam, aynı muhabbetler, monotonluk falan filan.. Ama bunları izleyince birden çok sıcak gelmeye başladı bu durum.. Bir kere birbirlerini çok iyi tanıyorlardı.. Hani şu leb demeden leblebi olayı.. Dahası çok eğlenceli bir çiftti.. Benim hiç gelemediğim şu vıcık vıcık ilişki durumunu çoktan aşmışlar, işin gırgırındaydılar.. İkisi de en doğal hallerini gösteriyorlardı birbirlerine.. Valla rahatlıklarına çok özendim..

Coffee Prince'ın Prensleri


Bu zatlar, hepsi birbirinden tuhaf ve eğlenceli kişiliklere sahip, kahve dükkanı yani Coffee Prince'in çalışanları.. Soldan tanıtmaya başlayacak olursam eğer:

1- No Sun Ki : Kızların hayran olduğu biridir.. Sokakta gözleme yapıp satar ve bir sürü kadın müşterisi vardır.. Birgün Han Kyul, bu abinin potansiyelini keşfeder ve zor da olsa ikna ederek kafede çalışmasını sağlar.. Oldukça soğuk görünümlüdür.. Hani şu "cool adam" diye tabir edilenlerden.. Tırnaklarında siyah ojeler vardır.. Sinirlenince Japonca konuşur.. Yalnız dans etmek hiç yakışmıyor buna.. Bacaklarını tuhaf bir şekilde açıp kapatıyor, eğiliyor bükülüyor falan.. Çirkin..

2- Jin Ha Rim : Kız manyağı.. Evet bu çocuğu tanımlayan en iyi tabir bu.. Varsa yoksa her gün bir kızla gezsin tozsun.. Cinsel mevzulara fazlaca meraklıdır.. Zaten dizinin sonlarına doğru Eun Chan'ın ağzını yoklaması, ona öğütler vermesi falan çok güldürmüştü beni.. Şirin bir tip.. Kafenin maskotu gibi.. Bazı bölümlerde sinirimi zıplatsa da sevdim ben bu çocuğu..

3- Hwang Min Yeop : Oldukça saf biri.. Cüsse itibariyle karşısındaki insanda vurdu mu parçalar izlenimi uyandırsa da aslında kuzu gibi bi adam.. (bir bölümde koca buzdolabını sırtlayıp koşmuştu hahah) Eun Chan'ın kardeşine aşık.. O kız da ayrı bi muamma zaten.. Sinir bir tipti neyse.. Kız bunu adam yerine koymayıp, yerden yere vursa da, bu "my angel" diye geziniyordu yine de peşinde..

Bu arada 2008'de trafik kazası geçirip ölmüş.. Diziyi izledikten sonra öğrendim ben de.. Yazık olmuş.. Ne diyelim, toprağı bol olsun..


Hoşuma Giden Anlardan Bir Buket

 -- Dikkat Spoiler Uyarısı! --

* İlk bölümde kullanılan grafik çizimler.. Tam anlatamadım ama şöyle bir şey:


* Han Kyul'ün gıcır Mini Cooper'ı..



* Han Kyul'ün randevularda kızları kaçırmak için uyguladığı taktiğin kafasında, gözünde patlaması ve Eun Chan'ın sadece izlemekle yetinmesi..


* Han Seong ve Han Kyul'ün evlerine bayıldım.. İkisini de istiyorum!!


* Han Seong'u çok sevdim yahu.. Çok tatlı bir adamdı.. Böyle birini tanımak isterdim gerçek hayatta he.. Hiç derdim, tasam kalmazdı herhal hehe..

* Ay bir Müdür Hong vardı ki.. Off offf ben hayatımda böyle pis bir adam görmedim.. Her türlü iğrençliği bünyesinde barındırıyordu mübarek.. Aşağıdaki kareler iğrençliğinin tavan yaptığı anlardan biridir.. Tek bir mendille adam resmen banyo yapmıştı.. Öğğğğ....


Bir insan yüzündeki, onu geçtim gözündeki böceği farketmez mi arkadaş ya.. Aman aman evlerden ırak..


Not: Yukarıda "hoşuma giden anlar" başlığı attım evet ama bu hariç.. Bu ayrı başlık altında değerlendirilmeliydi ama araya kaynayıverdi.. Görmezden geliniz..

* Hani yukarıda kahvelerin tadlarını bilmesem de ağzımı sulandırdılar demiştim ya.. İşte şu görüntüler yüzündendi hepsi..


* Han Kyul'ün elma satıcısının yerine kadın gelene kadar bakması.. İlk önce gönülsüz olması ama iki elma satınca da hemen heves yapması.. Arabaların önüne atlayıp elma satmaya çalışması ve en sonunda kasalarca elmayı yok pahasına satıp, rezil olması.. Ahahaha ..

* Han Kyul'ün birbirinden sempatik halleri.. Dizinin başlarında kendisine pek ısınamasam da bölümler ilerledikçe adamın tatlılık oranı da o denli arttı..




* Eun Chan'ın kahküllerini üflemesi.. Sevdim bu hareketi..

 

* Han Kyul'ün Eun Chan'a şarkı söylediği bölüm.. Anacım ne güzel bir sahneydi o öyle..Vallaha çok etkilendim..


* İşte beni gönül evimden vuran bölüm.. Hangi bölüm dediğinizi duyar gibiyim.. Tabiki de 9. bölüm kumsal sahnesi.. İzlerken ne fena olmuştum.. Gong Yoo'nun oyunculuğunun etkileyiciliğinden mi, arka fondaki müzikten mi, atmosferin güzelliğinden mi bilmem -belki de hepsi- çok acayip olmuştum izlerken.. Herhalde izleyenler ne demek istediğimi anlamışlardır..


Bu sahneyi izledikten sonra deli gibi internette fonda çalan şarkıyı aramıştım.. Adı yok, Soundtrack'ini indirmemişim falan.. Başa sarıp sarıp sözlerini çıkarmaya çalışmıştım.. Sonunda bulmuştum.. Dileyenler buradan indirebilirler..

********

Ayyy yeter.... Amma yazdım he.. Ne yazasım varmış yahu.. Hayır dizi güzel anladık da her sahneyi yazma olayı nedir yani? (evet kendime kızıyorum nolmuş?)

Tamam burada bitiriyorum artık.. Ööeehhh yiteeerrrr... Sapıttım iyice hahahah....

Son olarak isterseniz şuradan indirebileceğinizi söylüyor ve de yazıma son noktayı koyuyorum efenim.. Sağlıcakla kalın..

31 Ekim 2010

Vaka-i Vakvakiye / Bölüm 2

Bu başlığın bundan sonra yaptığım saçmalıklarla dolacağını daha önce söylemiştim hatırlarsanız.. Bende absürd durumlar bol olduğundan bu başlığın devamını görmekte pek zorlanmayacağınızı garanti edebilirim.. Yazacağım olaylar çeşitli tarihlerde olmuş olup -bazıları aynı gün içinde- bazı olaylarla direk olarak muhattap olmuşken, bazılarınaysa da sadece izleyici olarak katılmışlığım vardır.. Örnekler aşağıdaki gibidir:

* Babamın televizyonda biten bir filmin cast akışını dakikalarca izlemesi.. Benim "Baba bunu niye izliyosun aç başka bir yeri" dememle babamın, "bi şehir insan adı geçti, bakalım film nasıl bişeymiş" cevabıyla dumurdan dumura sürüklenmem.. Gülmemi saklamaya çalışarak, babama "ama film bitmiş bak isimler geçiyo" dememe rağmen, babamın inatla sonuna kadar izleyip, en sonunda kanala reklam girince sözümün doğruluğuna inanıp(!), kanalı değiştirmesi..

* Numaramı taşıtmak için arkadaşımla Turkcell'e gitmemiz.. Görevlinin internetten yaptığı işlemler için benden kişisel bilgilerimi istemesi.. "Adres?" sorusuna sadece mal mal bakarak yetinmem.. Soruyu yineleyince, adam benden "evet" ya da "hayır" cevabı bekliyormuşcasına onu onayladığımı belirten şekilde kafamı sallamam.. "Van merkez yazıyorum?" deyince tekrar kafamı sallamam ve bunları bilinçsizce yapmam.. Sonunda kendime gelip, "heeaaa adreees?" diye sanki adam kaç dakikadır başka bişeyden bahsediyomuş muamelesi yapmam ve adamın "tövbe tövbeee" bakışları.. Arkamı dönüp baktığımda, arkadaşımın "ben bunu tanımıyorum" bakışlarıyla olay yerinden ayrılmaya çalıştığını görmem..

* Arkadaşımla, bir Murat131'in ön camına kocaman "TEKSİN" yazan abinin önünü göremeyip kafasını yan camdan çıkararak arabayı kullanmasını görmemiz.. Akşam eve dönerken bunu arkadaşımın annesine hevesle anlatarak, o anda apartmanın önüne park etmiş arabalardan birini seçip elimdeki rulo haline getirdiğim Migroskopla arabanın ön camını gösterip "tam şuraya..." derken içinde bi abinin oturduğunu görmem ve aynı hızla geri dönmem.. Abinin karizmatik olma çabasıyla "yeaahhaa camımı kırmayın yeehhaa" demesiyle, arkadaşımın annesinin gayet safça "yok yooook camınızı kırmayacaktı, bişey anlatıyodu" demesi.. Kendimizi zar zor apartmandan içeri atıp, kahkahalarımızla apartmanı inletmemiz.. He yerlere yattığımı anlatmıyorum bile..

* Paint'te resim yapan kardeşimi gören babamın tepkisi: "Oynama onunla kartujunu bitireceksin!"

* Gecenin bir saati arkadaşım uyumaya çalışırken beni uyku tutmaması ve kalkıp şahane bir ördek dansı yapmam.. Gerçekten..

***

Başkaaa, başkaaa, başkaa... Bitti beaaa... Evet hepsi bu kadarmış.. Piyeehh ben de bişey sanmıştım hee..

Ben başıma bayağı bi absürdlükler serisi gelmiştir diye düşünürken, şöyle bi hafızamı yoklayınca aslında cücük kadar bişey olduklarını anladım.. Demek ki yazar yukarıda mübalağa sanatını kullanmış.. Evet..

Çok Önemli Not!!! : Mavi ve yeşil renkli kısımlar aynı gün içinde başıma gelmiştir..
 
Ç.Ö.N. 2!!! : Son yazdığım kısım (ördek dansı!) tamamen kendi sapıtık durumumdan kaynaklanmış olup, çevre faktörü hiçbir şekilde rol oynamamıştır..

7 Ekim 2010

Cain And Abel - Entrikanın Dibine Vurmuş Dizi

Bu sefer Kore dizilerinin dramatik ve bol aşk içerikli dizilerinden sıyrılıp -azıcık ama.. geri dönüş yapiciğim onlara tekrar- entrika, yalan-dolan, nefret, kıskançlık ve beni pek tatmin etmese de aşk temalı bir diziyi taniticiğim size.. Bu arada 2009 yapımıdır.. Üzerinden fazla geçmeden yakaladığım iyi oldu bu diziyi..

Adı Cain And Abel.. Bizdeki adıyla Habil ve Kabil.. 20 bölümlük bir dizi.. Aslında ismi bile izlemem için bir sebepti fakat daha önemli sebebim vardı: So Ji Sub.. Şu an Nuri Alço bakışları atıyorum ey ahali!!

Kim mi bu So Ji Sub?? Aaahh ahh ne desem ki! Ayol kendimden geçtim iki dakkada şurda.. Toparlaniyim anlatacam doğru düzgün.. Bir de fotoğrafını gösterteyim tam olsun..



Lllllüüoouuuşşşşşlllllffffffff ehhhhh (yazar burada ağzının suyunu yerlere damlatmamaya çalışiyür) Evet Ji Sub diyordum.. Şimdi ben bu yağuşukluyu ilk I'm Sorry I Love You'da görmüştüm.. Tatlıydı falan ama ilgimi çekmemişti.. Neyse sonra yakın zamanda bir filmini izledim, işte o an eridiğim, bittiğim, ahlar vahlar ettiğim andır.. (O filmi de taniticiğim meraklanmayın yahuu)

Derken kısa bi araştırma yaptım kendisi hakkında bir de ne göreyim hem şarkıcıymış hem oyuncu.. Zaten bu Koreliler'in çoğu böyle on parmaklarında on marifet, neyse.. Sonra bu diziyi gördüm, daha doğrusu afişini, o an vuruldum.. Yukarıdaki afişten bahsediyorum evet.. So Ji Sub'a bu berduş halleri çok yakıştırıyorum.. I'm Sorry I Love You'da da öyleydi, filminde de.. Sakal, hafif uzun saç, aldırmaz bakışlar çok yakışıyo kerataya hehe..

İyi ki araştırmışım da, bu diziyi bulmuşum.. Çok sürükleyici, heyecanlı bir dizi.. Müzikleri de bir o kadar güzel.. Hatta bir şarkıda Ji Sub da eşlik etmiş yevrum benim.. Dinlemek isteyenler buraya tıklayıversinler.. Bu arada şarkının sadece rap kısımları kendisine ait.. With G gizli adıyla söylemiş niyeyse.. Hayır anlaşıldığı üzere gizlilik konusunda başarılı da olamamışsın, nedir kimedir bu tavırların ey Ji Sub?!

Neyse diziyi tanıtmaya başlayayım artık.. Kendimi alamıyorum Ji Sub'la ilgili yazmaktan.. Manyadım iyice..

Evet hepimiz az çok Habil ve Kabil'in hikayesini biliriz.. Hem bizim dinimizde hem de diğer dinlerde bahsedilir bu hikayeden.. Kısaca özetleyecek olursam eğer, Habil ve Kabil Adem ve Havva'nın çocuklarıdır.. Habil iyi yürekli biriyken, Kabil kibirli ve gururludur.. Kabil Habil'in evleneceği kızla evlenmek ister ve kıskançlığından kardeşini öldürür.. Böylece de dünya üzerinde ilk cinayet bir kadın yüzünden işlenmiş olur.. Ve Kabil ölene kadar lanetlenir..

Dizide ise bu kıskançlık duygusu hastane koridorlarına taşınmış.. Doktor olan iki kardeş arasında ilk başta her şey yolundayken, abisinin yaşadıklarının sorumlusu olarak kardeşini görmesiyle önü alınmaz oyunlar birbirini izlemeye başlar..




Karakterler:

So Ji Sub=Lee Cho In

Valla ne doktoru olduğunu tam çözemedim.. Bu benim mallığımdan da kaynaklanıyor olabilir tabi.. Bir bakıyordum beyin ameliyatı yapıyodu, ama hakkında acil serviste uzmanlaştı deniliyordu, acildeki hastalara da bakıyordu falan.. Yani hastanenin her işe koşan doktoru gibiydi mübarek..

Çok iyi, mülayim, güler yüzlü, sevgi pıtırcığı bir doktordur kendileri.. Abisi Lee Seon Woo 7 yıldır yurt dışındadır ama aralarındaki bağ hiç kopmamıştır.. Sonracığıma işte abisinin sevgilisi vardır.. Kızı 7 yıl boyunca arayıp sormamıştır.. Kız bakmış abisinden hayır yok bari kardeşi olsun deyip ona yamamıştır kendini.. Zaten Lee Cho In de dünden razı böyle bir şeye.. Seviyor kızı falan.. Zaten abi bunu öğrenince sıyırıyor..

Anladığınız üzere bu yağuşuklu hikayedeki Habil.. Zaten dizinin ortalarına kadar hep Habil'di.. Böyle "abimdir olsun" tavırları, "gelse özür dilese affederim" falan.. Ama bi yerden sonra o da içindeki acımasız tarafı ortaya çıkardı.. İşte o zaman pc başında olan benden de "Go Cho In!!! Fighting!!!" nidaları yükseldi..


Shin Hyun Joon=Lee Seon Woo

İşte karşınızda Kabil..

Yüzünü gördüğüm ilk andan itibaren antipatik bulduğum bir karakterdi.. Şener Şen'in dediği gibi "suratından şer akıyor".. Böyle meymenetsiiiiz, mahkeme duvarı suratlııı, piiiissss, kalleş adamın tekiydi..

Babası çalıştığı hastanenin sahibidir.. Annesi de yönetim kurulu başkanı mıydı neydi hatırlamıyorum, zaten şirret kadının tekiydi.. Ana-oğul sinir katsayımı rekor seviyelere ulaştırdılar dizi boyunca..

Zamanında Seon Woo, göğüs cerrahisinde uzmanlaşmak isterken -Kim Seo Yeon için- babasının isteği üzerine zorla da olsa nöroloji alanında uzmanlaşmak için yurt dışına gider.. 7 yıl görünmez ortalıkta..

Bu arada babası beynindeki tümör yüzünden kriz geçirir ve komaya girer.. Hastalığından önce Cho In'le acil servis merkezinin açılması konusunda konuşmuştur.. Ama Seon Woo ve anası olacak kadın beyin cerrahisi bölümünün açılmasını isterler.. Yıllardır babasından sevgi görmemesinin, babasının beyin cerrahisi yani kendisi yerine Cho In'i desteklemesinin, sevgilisinin elinden alınmasının sorumlusu olarak görür Cho In'i.. Daha sonra da nefretine engel olamaz ve Cho In'i ortadan kaldırmaya karar verir..

Han Ji Min=Oh Young Ji

İlk olarak Çin'de Cho In'in rehberi olarak görürüz kendisini.. Cho In'i başta sahtekar, düzenbaz biri sansa da -öyle anlatılmıştır ona- tanıdıkça hoşlanır bu adamdan.. (Haksız da değil hani)

Kuzey Koreli'dir ve Çin'de kaçak yaşamaktadır.. En büyük isteği para biriktirip, Kuzey Kore'de yaşayan annesi, babası ve nerede olduğunu bilmediği abisine pasaport yaptırıp Güney Kore'ye gitmektir..


Dizi boyunca Cho In'e "suseiimm" diyip durdu.. Korecede doktor demekmiş.. Bu kızı gördüğümde 'suseim' deyişi geliyo hep aklıma.. Bütünleştiler gözümde..

Ayrıca dizide giyimi en çok hoşuma giden karakterdi..








Chae Jung Ahn=Kim Seo Yeon

Dizide şu çirkef ana-oğuldan sonra sinir olduğum diğer karakterdir.. Bir insan bu kadar mı mıymıntı olur arkadaş? Bir şey hakkında da kesin bir laf ettiğini, düşündüğünün arkasında durduğunu görmedim..

Kalp hastasıymış küçükken, zaten Cho In ve Seon Woo'nun çocukluk arkadaşı.. Hayatı hep hastanede geçmiş.. Daha sonra kalp nakli yapılmış buna.. Şarkıcıdır falan.. Ahahahhh sinir olmuşum ya kıza nasıl anlatıyorum hale bak..

Neyse işte gereksiz biridir hehe..


Nazar-ı Dikkatimi Celbedenler - Sinirlerimi Gerenler:

* So Ji Sub'un birbirinden farklı halleri, giyimi, duruşu, saçı başı... Kısacası her şeyi dikkatimi fazlasıyla celbetti.. Yirim..



 Nefes alamıyorum! Ambüleeennssssss!!!!


* Cho In'in Young Ji'ye yazdığı mektup ve içine çiziktirdiği resimler çok tatlıydı..



* Bir de bu dizide bir Choi Chi Soo vardı ki evlere şenlik.. Böyle bir tip olamaz.. Tövbe estafurullah bişey olmuş buna.. Hani evlat olsa sevilmez o derece.. Zaten kene gibi yapışmıştı Lee Cho In'e.. Çok küfürümü yemiştir kendileri..

Tipine bakın hakvereceksiniz bana..



* Lee Seon Woo'nun anası olacak şirret de bitmek bilmez nefreti ve öfkesiyle tipten tipe girerek, dizi boyunca gözlerimi şenlendirdi..


 
* Lee Cho In'in her şeye rağmen neşeli halleri, Young Ji'ye takılmaları görülmeye değerdi..

*Dizinin en eğlenceli dakikalarına büyük katkıları olan bir anestezi uzmanı vardı ki.. Sağolsun abim sayesinde iki gülüyordum.. Adını hatırlayamadım affola..

*Lee Seon Woo'nun kriz geçirdiği zamanlar oluyordu.. Yani zaten tip namına bir şey yok adamda, o halleriyle iyice insanlıktan çıkıyordu.. Ay nasıl sinir olmuşsam saydırmadan edemiyorum hahahahah..

Neyse işte o kriz anlarında -sebebini söylemiyim işin şeysi kaçmasın izlemek isteyenler içün- adam acı içinde kıvrandıkça, benim gaddarlık damarlarım kabarıyordu.. "Geber!! Geber lanet olası!!!" derken buluyordum kendimi.. Dizi iyi ki 20 bölümdü he.. Biraz daha sürseydi, korkarım insanlıktan çıkacaktım..

Sonu hakkında bir yorumda bulunmak istemiyorum.. Çünkü başlarsam bir sürü ipucu hatta ipin tamamını verebilirim.. O yüzden susmak en iyisidir dostlar.. Ama yine de kendimi tutamayıp (yıhyıhyıhh) şunu söyleyebilirim, sonu umduğum gibi olmadı.. Yani yine şaşırttı beni bu Koreliler..

Ay artık yazacak bir şey bulamıyorum.. Zaten bitireli de bayağı olmuştu bu diziyi ehuehu.. Yazmak bugüne kısmetmiş nidem..

İzlemek isteyenler buradan indirip izleyebilirler.. Türkçe altyazısı içinde mevcuttur..

Son olarak öptüm yanacıklarınızdan..